• 3-A SINIFI WEB SİTESİ ÖĞR.NAZİK ILDIZ
    • 2-A WEB SİTESİ
    • ÖĞR.NAZİK ILDIZ
    • 2-A SINIFI WEB SİTESİ
    • ÖĞR.NAZİK ILDIZ
Üyelik Girişi
Videolar
Site Haritası
Takvim
FEVZİ ÖZBEY İLKÖĞRETİM OKULU
istiklal marşı
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 24° 13°

HİKAYELER

Haftanın Hikayesi

En pahalı resim

Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde çocuğun biri vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tablonun bir sonraki sene ağabeyinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider.
Şanslıdır, tablo satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve:

"Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum. Tüm param da bu kadar." der.
Ressam bir süre düşündükten sonra tabloyu paketler ve resmi satar.
Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.
Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:
"Sen ne yaptın! O resmin değeri milyon ederdi.

Neden bu kadar az bir rakama sattın?"
Adam cevap verir:
"Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim.
Ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?"

DERS: Bir şeyin gerçek değeri, o şey için yapılan fedakarlık kadardır.

DÖRT MUM

Dört tane mum usul usul yanıyordu...
Ortalık o kadar sessizdi ki,
mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz...
Birinci mum dedi ki:

 - Ben BARIŞ'ım.!
Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor.
Sanırım yakında söneceğim.
Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum:
 - Ben VEFA'yım.!
Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim.
Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.
Sözlerini tamamladığında
esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü...
Sırası geldiğinde üçüncü müm, hüzünlü bir sesle dedi ki:
 - Ben SEVGİ'yim!
Yanacak gücüm kalmadı.
İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar.
En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.
Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti...
Ansızın..!
Odaya bir çocuk girdi ve üc mumun da yanmadığını gördü.
 - Neden yanmıyorsunuz?
Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?  dedi.
Ve ardından ağlamaya başladı...
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:
 - Korkma, ben yandığım sürece
öteki mumları da yeniden yakabiliriz,
ben UMUT'um!
Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı
ve öteki mumları birer birer yaktı...

DERS: İnsan herşeyini kaybedebilir ama umudunu asla kaybetmemelidir.

En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

Ders:
Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

Ders:
Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

DOSTLUK

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.
Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı.
Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir .

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret168338
Saat
EĞİTİMHANE
ATATÜRK KÖŞESİ

         TT ÇOCUK   

RTÜK ÇOCUK
SİTESİ

FOTOĞRAF OKULU

MASAL DÜNYASI

 

 

 

KüLTÜR ÇOCUK

OYUNCAK MÜZESİ